Kanser denen imtihan
Ne kadar aktif olursanız o denli hastalıkla mücadelede başarılı olursunuz. Bu hastalığı vesile bilip Rabbe yaklaşmayı ihmal etmeyin.
Öncelikle hastalığın ne düzeyde olduğunu ve hastalığın kapsamını bilmeniz gerekiyor. Kanser türünüz hakkında ciddi araştırmalar yapmalısınız. Özgüveninizin güçlenmesi gerekmekte. Stresle mücadeleyi de öğrenmeniz şart. Mutluluk hormonunun kanser hücresi ile mücadelede etkili bir yöntem olduğunu da aklınızdan çıkartmayın. Sosyal hayattan ve günlük aktivitelerinizden kopmamalısınız. Ne kadar aktif olursanız o denli hastalıkla mücadelede başarılı olursunuz. Bu hastalığı vesile bilip Rabbe yaklaşmayı ihmal etmeyin. Ya Şafi, Ya Rahman ve Ya Vedüd… zikirlerini çekmeyi, Rabbi düşünmeyi, Rabbe hamd ve şükür etmeyi görev bilin. Her şeyin Rabden geldiğini biliyoruz. Bize canı veren Rabbim, zamanı geldiğinde canımızı alacaktır ve bizi ebedi hayata ulaştıracaktır. İş o ki ebedi hayatta iyi bir mevkide olabilecek düzeyde bir hayat sürelim şu fani dünyada. Elbette ki bu bilgileri sizler de biliyorsunuz. Diyeceksiniz ki ateş düştüğü yeri yakar. Ama unutmayın ki herkese düşen bir ateş var. Sizinkinin adı kanser, bir başkasının ateşinin adı evlat kaybı… Mühim olan imtihanı kazanmaktır. Kendinize gelin ve şu imtihandan alnınızın akıyla çıkın inşallah. Hiçbir hastalık, hiçbir insan… bizim canımızı zamanından ne bir saniye önce ne de bir saniye sonra alabilir. Her şeyin Hakimi olan Rabbimize hamd ve şükürler olsun. Şimdi sizler için hazırladığım kanser ile mücadele dosyasını şöyle bir inceleyelim.
Uyumu kolaylaştırmak için
Hastanın günlük yaşamını sürdürebilmesini desteklemek, sosyal işlevselliğinin (iş,öğrenim vb) hastalık nedeniyle aksamasını önlemek, hastalığa karşı gelişen doğal duygusal tepkilerin ifade edilip, anlaşılmasına çalışmak, umutsuzluk, değersizlik, suçluluk düşüncelerini denetlemek yararlı olmaktadır.
Depresyon ve kanser
Gerek hasta gerek aile gerekse tıbbi ekip çoğu kez depresyon belirtilerini "normal", duruma uygun bulur ve bu nedenle yardım istemez. Yine depresyon belirtilerinin hastalık veya ilaçların yan etkileri ile ilgili olup olmadığı hasta ve ailelerce ayırt edilemeyebilir. Uykusuzluk, iştahsızlık, halsizlik gibi bedensel belirtiler hastalığın, tedavinin yan etkileri ile karıştırılabilir. Ancak burada en temel belirti, ilgi, istek kaybı ve depresif duygu durumdur. Bu durumda yapılması gereken en önemli şey hastaya psikolojik desteğin verilmesidir.
Kaygı bozukluğu ve kanser
Kanserde ortaya çıkan önemli bir ruhsal rahatsızlık ta kaygı bozukluklarıdır. Yaşamı üzerindeki kontrolü kaybedeceğine, sevdiklerinden ayrılacağına, ağrı, acı çekerek öleceğine, geleceğine yönelik korkular yoğunluktadır. Kaygının en yoğun olduğu tanının öğrenildiği dönemde, bu acı veren, katlanılması güç gerçeği inkar, en tipik reaksiyondur. Pek çok kişi, tanıyı bildiği halde açıkça "kanser" kelimesini kullanamaz, kaçınır. "Kanser" kelimesi yerine daha kolay sözcükler kullanır. Hastalık, o, durum, tümör, ur gibi... Kanser kelimesinden kaçınma, başına gelenlere inanamama inkar tepkisine tipik bir örnektir. Anksiyete bozukluğunda da psikoterapi şarttır.
Psikoterapinin içeriği
Gerek bireysel gerekse grup psikoterapilerinde, yeni yaşama uyum yapılmasını sağlamak, tedavi süreci ve hastalığa bağlı olarak, yaşamın çeşitli alanlarında ortaya çıkacak değişikliklerle başa çıkabilmelerine yardımcı olmak hedeflenir. Görüşmelerde, hastalara açık uçlu sorular sorularak, hayatın anlamı ve benzer konularda neler düşündükleri, dünyaya bakış açılarını oluşturan temel varsayımlar anlaşılmaya çalışılır. Bu görüşmeler sırasında, olumsuz duyguların ifadesine yer verilmekle birlikte, asıl üzerinde durulan konu, hastalıkla ilişkili olarak yaşamlarında ortaya çıkan yeni ve zorlayıcı olayları çözmelerine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin öğretilmesi amaçlanmaktadır. Yaşamın olumlu yanlarını görebilmek, anlamlı bir yaşam sürdürmenin koşuludur . Yaşanılan olumsuz deneyimler kişiyi sadece olumsuz olarak etkilemez, bu deneyimlerden olumlu çıkarımlar da kazanılabilir. Kişi güçlüklerle mücadele ederken daha güçlü olmayı öğrenebilir ve daha zengin deneyimler kazanabilir. Kanser hastaları; kendi sınırlılıklarını kabul etmeyi öğrenerek, güçlerini keşfederek, amaçlarına ulaşma becerisi kazanarak, günün o anını, yaşamının o gününü yaşamayı öğrenerek, yaşamındaki güzel şeyler üzerinde odaklaşarak, aile, arkadaş, sevgili, tanıdık hatta hiç tanımadıkları kişilerin desteğini alma deneyimi kazanarak yaşamlarındaki olumlulukları arttırabilirler.
Psikolojik yaklaşımlar ve hastalığa uyum
Psikoterapinin, kanserli hastanın kaygısını azalttığı, yaşam kalitesini yükselttiği, kendini iyi hissetme halini arttırdığı bilinmektedir. Psikolojik müdahalelerin amacı, kişilerin kanser tanısına, tedavi sürecine ve hastalığa bağlı olarak, yaşamlarının çeşitli alanlarında ortaya çıkacak değişikliklerle başa çıkabilmelerinde yardımcı olmaktır. Ayrıca, kişiye kanser ve kanser tedavisiyle ilişkili fiziksel, duygusal ve yaşam tarzı değişimleri ile nasıl başa çıkabileceği konusunda danışmanlık da yapılmaktadır. Bu tür bir psikolojik tedaviden yararlanacak olanlar sadece hastalar değil aynı zamanda onların eşleri, çocukları, aile üyeleridir. Bazı hasta ve aileleri, doğru hastane ve tıbbi tedaviyi nasıl seçeceklerini belirlemek için daha fazla çaba harcarken, bazıları da, hastalığın, tedavilerin oluşturduğu stres, kaygı ve depresyonlarını azaltmak için çaba harcar. Danışman, güvenli ve destekleyici bir ortamda, problem çözme tekniklerini öğreterek, yas, korku ve benzer duygusal tepkileri üzerinde çalışmalarına yardımcı olabilir. Olaya bu şekilde yaklaşan hastalar için yaşamı tehdit eden kriz, bir süre sonra yaşamı zenginleştirici, kişiliği olgunlaştırıcı bir fırsat haline dönüşebilir.
Psikolojik tedavi etkili midir?
Bu soruyu kimyasal tedavi ile birlikte seyreden bulantı ve kusma gibi fiziksel durumlar örneği ile yanıt verilebilir. Bazıları için bu yan etkiler, tedaviden vazgeçilecek kadar yoğun olabilir. Bu tip şikayeti olanlara, gevşeme egzersizleri, kendini-hipnoz, imajinasyon ya da öğretilecek diğer becerilerle bu bulantı ve kusma durumlarını engelleyebilecekleri gösterilir. Böylece bulantı ve kusmayı önlemek için, başka yan etkileri olabilecek diğer ilaçları kullanmaya gerek kalmaz. Psikolojik tedavi, fiziksel sağlık üzerinde de dolaylı etkiye sahiptir. Stresin bedenin kendi savunma sistemlerini zayıflattığı bir süredir bilinmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan ve araştırılan bir konu da kanserli hastaların öğrendikleri başa çıkma mekanizmalarının ve kendilerine olan güven duygularının artmasının bağışıklık sisteminin gücünü arttırıp arttıramayacağıdır. Araştırmalar, hastalıkları hakkında hekimlerine soru sormaktan çekinmeyen hastaların, kendilerine verilen tedaviyi pasif ve boyun eğici bir yaklaşımla kabul edenlere kıyasla, daha hızlı iyileştiklerini, tedavi sonuçlarının daha olumlu olduğunu göstermiştir.
‘Kanser savaşı bir ömür sürer’
Bu, öyle bir seferde alınan haberle olacak şey değil. Kansere yakalandınız mı ömür boyu bu hastalıkla birlikte yaşamayı öğrenmeniz gerek. Kanseri yenmek demek, onu yok etmek anlamına gelmez her zaman. Kanserli doku çıkarılıp alınır, kalabilecek kanserli hücreleri temizlemek için ışın ya da ilaç tedavisi uygulanır. Hastalığın ilerlemesi durur, belirtileri kaybolur. İşte o zaman kanseri yenmişsiniz demektir. Ama bu tümüyle yendiğiniz anlamını da taşımaz. Bir süre sonra bedenin herhangi bir köşesinde, uykuda olan bir kanser hücresi, bedenin savunma mekanizması zayıfladığında uykudan uyanabilir ve yeniden çoğalıp yayılabilir. Buna meydan vermemek için bedenin savunma sistemini güçlü kılacak önlemleri almak, doktorun gerekli gördüğü kontrolleri düzenli olarak yaptırmak gerekir. Yani kanserle savaşmak ömür boyu sürer.
Yeni bakış açısı geliştirilmeli
- Kanser tanısı yaşamdaki yeni bir gerçek, ancak ölüm cezası değil
- Çaresizlik duygusunun yerine mücadeleci olmayı denemek
- Yaşam biçiminin değiştiğini kabul etmek
- Kendi fiziksel ve psikolojik gereksinimlerine karşı ilgili olmak
- Hastalığıyla ilgili konularda açık yüreklilikle konuşabilmek
- Sağlıklarıyla ilgili kişisel sorumluluğu üstlenmek
- Kanseri olan diğer hastalarla iletişimi kesmeme, benzer hastalığı olanlarla bir araya gelip sorunlarını paylaşmak (ve onlarınkini de dinleme)
Kanser nasıl yenilir?
Birinci koşul kanseri erken yakalamak. Erken yakalandığında hemen hemen bütün kanser türlerinin tedavisi var ve başarılı. Özellikle lösemi, meme, deri, rahim ağzı ve mide gibi bazı kanser türlerinde yüzde 100'e varan başarı yakalanıyor. Kansere yakalanalı çok da olsa tanı konunca oyalanmadan doktorun önerdiği tedavi uygulanmalı. Kabul etmek çok zor olsa da eğer yaşamınızın kurtulması için bir organınızı feda etmeniz gerekiyorsa buna izin vermelisiniz. Bu meme de olabilir, kol, bacak, göz gibi çeşitli organlar da... Yaşamak daha önemlidir. Kemoterapi ya da ışın tedavisinin yan etkileri olabilir ve bu dönem zor geçebilir. Uygun beslenme, günlük yürüyüş ve beden hareketleriyle savunma sistemi güçlü tutulmalı. Hastanın psikolojik olarak güçlü olması hastalığı yenmede ve yaşam süresini uzatmada çok önemlidir.
Kansere karşı bağışıklık sistemi nasıl güçlendirilebilir?
l. Düzenli yürüyüş ve beden hareketleri,
2. Sağlıklı beslenme (savunma sistemini güçlendirici A, C, E ve Selenyum gibi maddelerden zengin besinleri almaya özen göstermek),
3. Sağlığa zararlı madde ve yiyeceklerden uzak durmak (sigara, alkol, yağlı yiyecekler, kızartmalar vb.),
4. Kanser yapıcı, savunma sistemini zayıflatıcı her şeyden uzak durmak (güneşte uzun süre kalmak, radyasyon, zararlı kimyasal ve fiziksel etkenler vb.),
5. Hayata gülümseyerek bakmak (hoşgörülü olmak, her şeyi sorun yapıp üzülmek yerine sorunlara çözümler aramak, üzüntü oluşturmak yerine yaşanan her anın değerini bilmek, yararlı amaçlar için çalışarak yaşamı güzelleştirmek).
Hastalar ve yakınları ne yapmalı?
Kanser olduğunu öğrenen hastalar ve yakınları; kanserden korkulmamalı. Saklamak yerine yakınları hastaya gerçeği anlatmalı. Hobilerle uğraşmak, sevdikleriyle birlikte olmak hastaya daha çok güç verir.
Eşlere büyük görev düşüyor
Kanserli hastalarda cinsellik konusunda iletişim bozukluğu çok önemli bir sorundur. Tedavi esnasında ve sonrasındaki dönemlerde meydana gelen fiziksel kısıtlamaların anlatıldığı üzere aşılamayacak sorunlar olmadığı bilincine varmak sorunu çözmek için ilk aşamayı oluşturmaktadır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucu artık birçok kanser türünün iyileşebilir olduğunun görmekteyiz. Burada en önemli görev eşlere düşmektedir. Genellikle hayatını tehdit eden bir hastalıkla karşı karşıya gelmiş bir hasta bu konuyu konuşmaya değer bulmamakta veya kendisinin ayıplanacağı düşünerek konuşmamayı tercih etmektedir. Her çift kendi durumları göz önünde bulundurularak hastalığının tedavisini yapan doktorlarından danışma almalıdır. Gerektiği durumlarda çiftlerin bu konuyla ilgili uzmandan danışma almaya yönlendirilmelidir.
